Sadece birkaç ay önceydi. Onunla tesadüf eseri tanışmıştık. Sosyal ağlardan birinde yazdığı, şu an hatırlayamadığım bir cümlesine cevap niteliğinde bir şeyler yazmıştım. Onun üzerine mesajlaşmaya başlamıştık. Sohbetlerimiz gün geçtikçe uzuyor, içerikleri de bununla orantılı olarak farklı bir hal alıyordu. Tanınan bir simaydı, müzisyendi. Her zaman bir adım geride durmak zorundaymışım gibi hissediyordum çünkü çok da uzun zaman olmamıştı eski müzisyen sevgilimden ayrılalı. Çok yaralıydım bu yüzden. Bundan dolayı da biraz önyargılıydım açıkçası. Lakin bilirsiniz, insan heyecan duygusunu çok da fazla bastıramayabiliyor kimi zaman; özellikle de karşısındaki karşı cinsten biriyse.
Artık her gün hatta her dakika konuşur olmuştuk. Öyle ki onun oturduğu semtteki bir arkadaşıma ziyarete gittiğimde neden kendisini de görmek istemediğimi sormuştu ve hatta bunun için bana bozulmuştu. Bir şekilde gönlünü almayı başarmıştım ama artık daha fazla ekemiyordum. Korkuyordum aslında. Bundan önce yaşadıklarım kolay şeyler değildi. Ve o zor günlerimde tek gecelik ilişkilerim olmuştu; her defasında pişman olduğum. Bunun da öyle bir şey olmasını istemiyordum, kendimi geri çekmem sırf bu yüzdendi. Onu tanımıyordum aslında. Ne kadar çok konuşursak konuşalım onda hep bir gizem vardı. Sanki sadece adını ve konumunu biliyordum, hepsi bu. Onun hakkında çok şey bilmeme rağmen hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissediyordum. İçine kapanık, çekingen biri gibi konuşuyordu ama sezgilerim hiç öyle söylemiyordu. Yeri gelmişken bahsedeyim, hislerim çok kuvvetlidir. Yeni tanıştığım insanlar hakkında kararımı hemen ilk tanıştığım gün veririm ve genelde doğru çıkar. Bu sefer de kendimi ondan uzak tutmam gerektiğini bile bile ısrarlarına dayanamayıp 'tamam' dedim buluşma teklifine.
Portre fotoğraflarımı çekmek istediğinden bahsederdi hep. Hatta buluştuğumuz günden bir ya da iki hafta önce de fotoğraf makinasını yenilediğinden bahsetmişti. Buluşacağımız gün fotoğraflarımı çekecekti ama o gün provaları olduğundan fotoğraf makinası yanında değildi. Benim için önemli değildi bu zaten, ne yalan söyleyeyim hiç istemiyordum onu ilk kez gördüğüm gün karşısında poz vermeyi. Gerçi ben onu ilk kez görmeyecektim, neyse. Gün geldi çattı. Yaz yeni gelmişti İstanbul'a, bu yüzden sıcak bir akşamdı. Biraz gecikti ama geldi. Provadan çıkıp gelmişti; bir şeyler yemek istemedi, ben de ısrar etmedim. İçkiye hayır demedi, zaten ben de biraz rahatlamak için içmeliydim. Kanepenin bir ucunda o, bir ucunda ise ben oturuyordum. Saatlerce kendimizden bahsettik birbirimize. Sanki benimle ilgili öğrenmek istediği çok şey vardı, sürekli soru soruyordu. Konuşmayı sevdiğimden midir bilinmez çok hoşuma gitmişti, kendimden geçmiş bir şekilde cevaplıyordum sorularını.
